Yaşam Tarzı

İmposter sendromu: bir tür yetersizlik sanrısı

İmposter sendromu

Önünüze çıkan fırsatı hak etmediğiniz ‘neden buradayım’ diye düşündüğünüz ve ‘ burada olmayı hak ediyor muyum’ diye sorguladığınız bir duygu yaşadınız mı? Cevabınız evet ise muzdaribi olduğunuz şey İmposter (sahtekarlık) sendromu’ dur.  

Spoiler uyarısı: imposter sendromu bir duyguyu, düşünceyi taklit etmek, menfaati için sahtekarlık göstermek değildir. Tüm yeteneklerinize rağmen bulunduğunuz pozisyona şans faktörü ile geldiğinizi ve foyanızın bir gün ortaya çıkacağından emin olduğunuz bir tip içselleşmiş inançtır.

Şimdi detaylar

Hayatınızı, kariyerinizi ve ilişkilerinizi başarıyla idare ettiğinize dair ne kadar çok kanıt olursa olsun, bazılarımız aslında başkalarının sandığı kadar yetenekli ve zeki olmadığımıza dair yanlış inançlara sahibiz. Bu inanca imposter sendromu veya Sahtekarlık sendromu denir.

İmposter, tıbbi teşhis değildir daha ziyade kendinden şüphe duymaya, olumsuz kendi kendine konuşmaya ve nihayetinde kaygıya yol açabilen bir düşünce kalıbıdır.

İmposter sendromu, kendinize ve başkalarına “Ben yeterli değilim” veya “Ben değersizim” demenin ve aldığınız ödülleri, övgüleri bir şekilde hak etmediğinizi söylemenin bilinçdışı bir yoludur. Değersizlik duygusundan bile daha kötüsü, kendinizi inandığınızdan daha akıllı ve daha yetkin olduğunuzu düşünerek başkalarını kandırmaktan ve birisinin sizi ve “yalanlarınızı” ortaya çıkarmasından korkmak konusunda taşıdığınız suçluluk duygusudur.

Sendrom ilk olarak 1978’de iki psikolog olan Pauline Rose Clance ve Suzanne İmes tarafından tanımlandı. Araştırmalar, başarılı profesyoneller arasında, başarılarını göz ardı etme, başarıyı şansa bağlama, kendi becerilerini ve zekasını değersizleştirme aynı zamanda başkalarının yeteneklerini abarttığına inanma konusunda yaygın bir kalıp buldu.

İmposter (sahtekarlık) sendromu nasıldır?

Kendi algınızla başkalarının sizi nasıl algıladığı arasında bir eşleşme yoktur. Başkaları yeteneklerinizi överken bile, başarılarınızı “zamanlama” ya da “iyi şansa” borçlusunuz. Bunları kendi erdemlerinize dayanarak kazandığınıza inanmıyorsunuz ve başkalarının da önünde sonunda aynı şeyi anlayacağından endişe ediyorsunuz.

Mükemmeliyetçilik: imposter sendromu kendini bazı kişilerde mükemmeliyetçi biri olarak gösterir. Çünkü kişi ancak ve ancak çok çalışıyorsa en iyisini yapıyorsa diğerleri tarafından fark edilmiyor. Bu kişiler son derece yüksek beklentiler belirler ve hedeflerinin yüzde doksanına ulaşsalar dahi kendilerini başarısız hissederler. Herhangi bir küçük hata, kendi yeterliliklerini sorgulamalarına neden olur.

Başarıları içselleştirmede zorluk: sendroma sahip kişiler başarılarını içselleştirmezler ve bu nedenle aldıkları övgüleri içten içe kabul etmezler. Daha çok ‘ bu bir ekip projesiydi, tek başıma başardığım bir şey değildi’ bu projeyi hayata geçirirken çok yardım aldım’ benzeri değersizliklerini teyit edecek kanıtları içselleştirirler.

Şans faktörü: Başarılarını şansa bağlarlar. Örnekle ödül kazanmış bir yüzücü, ödülünü yıllardır yaptığı antrenmana veya yeteneğine değil de dış etkenlere bağlar. ‘ şanslıydım, rakiplerim iyi değildi’ ‘ totem yaptım ve işte buradayım’ bu her iki örnek kalıp, kişinin deneyimlerini görmezden gelerek hikayesinin bir rastlantısal sonuca bağlıyor.

Ben yapıyorsam herkes yapar: sendroma sahip kişiler, özel bir yeteneklerinin olmadığını düşünür. İyi bir pazarlama stratejisi belirlemiş birinin kendi kendine‘ kimsenin bilmediği özel fikir sunmuyorum’ ya da ‘ çok önemli bir şey değil bunu takım arkadaşlarım da yapabilirdi’ şeklinde cümleler kurması muhtemeldir.

Bende var mı bunu nasıl anlarım?

‘En alçak gönüllü insan bile ilgi çekmekten zevk alır’ Channing Pollock. Çoğumuz herhangi bir övgüyü alçak gönüllülük ile büyüklemecilik arasındaki dengeyi kurarak kabul ederiz. Ancak bildiğimiz birşey vardır: çok çalıştık çok zaman harcadık ve bunu hak ediyoruz. İmposter sendromuna sahip biri bir övgüye sosyal bir norm olarak karşılık verse dahi, bu başarıyı ve övgüyü içselleştirmez. ‘ bana sadece kibar oldukları için iyi iş çıkarmışsın dediler’ Sahtekarlık sendromu yaşadığınızı düşünüyorsanız kendinize şu soruları sorun:

  • Başarınızı şansa mı yoksa deneyimlerinize mi bağlıyorsunuz?
  • Eleştirilere karşı çok mu hassassınız?
  • Uzmanlık alanınızı küçümsüyor musunuz?
  • Başarılarınızı itibarsızlaştırıyor musunuz?
  • Bir gün birinin sizi fark edeceğine dair inancınız var mı?
  • Yetersizlik hissini maskelemek için fazla çalıyor musunuz?

Kendinize karşı dürüst olun, yaşadığınız veya yaşadığınızı sandığınız anları gözlemleyin ve bir yanıt vermeye hazır olun.

İmposter sendromu nereden geliyor?

Bu sorunun tek bir cevabı yok. Bazı uzmanlar bunun endişe veya nevrotiklik gibi kişilik özellikleriyle ilgili olduğuna inanırken, diğerleri ailevi veya davranışsal nedenlere odaklandığını açıklıyor. Ebeveyn baskısı, mükemmeliyetçi ebeveynler, kardeşler arası kıyaslama rekabet, aşırı korumacı helikopter aileler, hayır diyememek, başkaları tarafından sevilme ihtiyacı duymak, düşük özsaygı, iletişim sorunları… 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.